7 Ağustos 2010 Cumartesi

BU YAZIYI OKUMA!

Bir film seti gibi hayat…

Her sabah farklı bir sahne için açıyoruz gözlerimizi. Yazılan neyse onu oynuyoruz; ve bunu bir tek biz bilmiyoruz. Soluk alışverişlerimiz kum saati gibi bir sona adım adım yaklaştırıyor bizi sanki. Bir yönetmen, dört bir yanda gözleriyle, her anımızı kayıt altında tutuyor.

Yedi milyar insanla aynı sahneyi paylaşıyoruz. Hepimiz aynı doğuyor ama mutlaka farklılaşıyoruz. Dünya mutlaka herhangi birimizin etrafında dönüyor. Çünkü farkında olduğumuz tek gerçek, bedenimizden bir fazla var olduğumuz… O yüzden dünya tek tek her birimizin etrafında dönüyor. Yedi milyar farklı dünyada, düşünebilme yeteneği olan herkes en büyük heyecanları, en sahici korkuları, en samimi aşkları biriktiriyor heybesinde.

En doğrular da bizimkiler, en yanlışlar da… Haksızlıklara karşı en gür bizim sesimiz çıkıyor ama en büyük haksızlıkları da biz oynuyoruz aynı planda.

Çığlıklar atıyor, kılıçlar kuşanıyoruz. Birbirinin aynı olan ve sürekli yinelenen insan topluluğundan biri eksilse; biri rahata erse, sanki yer kabuğu günah çekimini kaybedecekmiş gibi…

Zaten söylenmiş tüm sözleri yeniden fısıldıyoruz ötekileştirilmeye meyleden bilinçlere. Zaten yaşanmış aşklarla avutuyoruz yalnızlığa demir atmış yürekleri en yoğun şiirlerle. En güzel söz henüz söylenmemiş ise, en büyük aşk henüz yaşanmamış olan ise, hiçbir söz en güzel olmayacak, hiçbir aşk en büyük olmayacaktır…

Acziyetinin farkında olmak ve bunu kabullenmek…

Ya da karları küremek, gök gürültülerini bastırıncaya dek bağırmak, küfretmek, görmezden gelmek cinayetleri, hep bir beden küçük giyinmek, hep bir yıl evvelinden bahsetmek; büyümemek yani, farklılaşmamak, çirkinleşmemek, bir portrenin fırça darbelerinde soluk alıp vermek… Hayal kırıklıklarının önüne ümitsizlik reçeteleriyle geçmek…   

Bütün oyunlarda berabere kalmak belki de; yarışmaktan uzak durmak!

Yoksa ne anlamı var her anı fotoğraflamanın; ikinci bir kere bakamayacakken hiçbirine? Ki ömür asla uzun değil, sevdiğin bir insanı unutmaya yetecek kadar! Ki bilinç asla hain değil, yaşadıklarını unutturacak kadar!

Biliyorum, söylediklerime hiç de yabancı değilsiniz. Beş vakit kulağınıza çalınan davetten ötesini vaat etmiyor heyecanım. Serzenişlerim, sizi doğruya bir adım daha ulaştıramayacak. Ve aslında tüm bunları şu anda siz de ötekilere aktarmanın gayretindesiniz. Ama ben sırf yaşıyor olduğumu, var olduğumu hissedebilmek için, istiyorum ki:

İnsanlar, bir uyku halinden ibaret olan hayatlarını, kan dökecek kadar gerçek’leştirmesinler. Çocuklar, birbirlerinin henüz tamamen aynı olan çekik gözlü, siyah tenli çocuklar, gülmek için ailelerini, geçmişlerini, kimliklerini feda etmek zorunda kalmasınlar.

İstiyorum ki, herkes ünlü olsun. Hiçbirinizin söyleyeceklerime ihtiyacı yok! Ya da bir başkasının filmini izleyecek kadar büyük değil size emanet edilmiş kadarınca zaman. Kulak tıkayın tüm öğütlere; istiyorum ki herkes kendi payına düşen doğruları teyit etsin anılarıyla. Aslında var olmayan ve hepsi topraktan ibaret olan zenginliklere itibar etmeyelim. E zenginimiz, ömrünün kıymetini en çok bilendir. İstiyorum ki, “hey gidi günler” demek miras kalmasın atalarımızdan ve öznesi olduğumuz tüm kötülükleri kader süngeri ile temize çekmeyelim artık…

Cihat Albayrak
06.08.2010
ERCİŞ
cihat-albayrak@hotmail.com     

0 yorum:

Yorum Gönder